31 Mart 2025, 16:36 tarihinde eklendi

Kur'an Araştırmaları: Takdim

Kur'an Araştırmaları: Takdim

‘’İmran b. Husayn arkadaşlarıyla beraber oturuyorken, oradaki topluluktan birisi ‘Bize sadece Kur’an’dan anlatın.’ der. Ona ‘Yaklaşıver’ der. O da yanaşır. Sonra ona şöyle der: 

‘Bir düşün! Sen ve arkadaşların Kur’an’la başbaşa bırakılsanız, öğle namazının (farzının) dört, ikindinin dört, akşamın üç rekat olacağını ve ilk iki rekatta kıraat yapılacağını onda bulabilir miydiniz? Keza bir düşün! Sen ve arkadaşların Kur’an’la baş başa bırakılsanız, tavafın yedi kere yapılacağını, Safa ile Merve arasındaki sa’yi onda bulabilir miydiniz?’ 

İmran sonra şöyle seslenir: 

‘Ey cemaat! Bizden (hadisleri) alın (öğrenin). Vallahi eğer böyle yapmazsanız sapıtacaksınız.’’(1) 

Pek çok kaynakta aktarılan bu hadiseyi kendine dayanak olarak kullanan Ehl-i Hadis mensuplarından bazıları Kur’an-ı Kerim’in mücmel olanı açıkladığını tafsilatlı bilgiyi ihtiva etmediğini iddia etmişlerdir. Şayet Kur’an tafsilatlı bir kitap olsaydı İmran b. Husayn’ın dediği gibi Kur’an’da namazların kaç rekat olduğu, kıraatin nasıl yapılacağı bildirilirdi! Halbuki dinin şari’ olan Yüce Allah Kur’an’ın tafsilatlı bir kitap olduğunu şu ayette bildirmişti: 

‘’Şüphesiz ki onların kıssalarında, öz akıl sahipleri için bir ibret vardır. (Bu Kur’an, başkaları tarafından tasarlanıp) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri onaylayan, her şeyin açıklaması olan (bir kitap)tır; iman eden toplum için bir rahmet ve bir rehberdir.’’ (Yusuf,111) 

Yine yüce Allah Kur’an’ı eksiksiz bir kitap kıldığını Nahl Suresi 89. ayetinde şu beyanı vererek bildirmişti: 

‘’Bu kitabı sana her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı olarak Müslimlere müjde olarak indirdik.’’ (Nahl,89) 

Şu halde din-i İslam mensubu olan bireyler ayetler karşısında nasıl tavır almalıydılar? Kur’an-ı Kerim’i apaçık ve eksiksiz bir kitap olarak görüp karşılaştıkları sorulara onunla cevap mı aramalıydılar yoksa İmran b. Husayn gibi sorulara cevap bulmak için Kur’an ile birlikte hadis vd. Kur’an dışı kaynaklara tabi mi olmalıydılar! 

Bazı Müslüman din kardeşlerimizin Kur’an’dan uzaklaşmaya başladıkları süre zarfında alan yazına kazandırdıkları bu afaki sorular pek çok sıkıntılı vakanın yaşanmasına neden olmuştur. Her şeyden önce Kur’an herkes tarafından anlaşılamayacak bir kitap olarak tanıtılmış Kitabı sadece belirli bir zümrenin anlayabileceği iddia edilmiştir. Maksadını aşan bu beyan ile Müslümanların Kur’an ile aralarına mesafeler konulmuş kısmen başarılı da olunan bu süreçte işler pekte yolunda gitmemiştir. Kaçınılmaz bir son olarak Kur’an’ı açıklama misyonunu kendine has kılan zümre kendi aralarında pek çok ihtilafa düçar olmuştur. Yeni bir sayfanın açıldığı zaman diliminde Müslümanlar mezheplere bölünmüş ve kendi dogmalarını diğer din-i İslam mensuplarına dikte ettirmek için pek büyük mesai harcamışlardır. Bu gayr-i ahlaki amaçtan arzu edilen netice alınamayınca  pür-ü pak-i Nebi Muhammed Aleyhisselam üzerinden hadis(ler) uydurulmuş bu hadislere itibar edilmemesi durumunda muhataplara karşı tekfir silahı insafsızca kullanılmıştır. Allah’ın; 

‘’Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.’’ (Enfal,46) 

ayetindeki ihtarına kulak asmayan bu zümre gerçekten de kendi içinde yaşadığı tartışmalarla zayıf düşmüş ve yaşanılan iç çatışmalar neticesinde kurulan pek çok devlette otorite sorunu yaşanmıştır.  

Zamanla Kur’an’da inşa edilmeye çalışılan birey ve toplum profilinin oldukça gerisinde kalan din mensupları türlü yollarla birbirinin kusurunu, açığını bulmak için fırsat kollar hale gelmiş; ithamlar, iftiralar ve dinin pek çok tasvip etmediği ameller neticesinde hazin vakalar yaşanmıştır. Halbuki yüce Allah Kur’an’da: 

‘’Birbirinizin gizlisini araştırıp tecessüs etmeyin! Birbirinizi çekiştirmeyin! Hiçbiriniz kardeşinin ölü etini yemeyi sever mi? Elbette bunu sevmediniz. Allah’tan sakınıp korunun! Allah, rahîm tevvâbtır.’’ (Hucurat,12) 

Tekfir silahı devreye girdikçe iyiden iyiye kendinden uzaklaşan bu zümre aynı zamanda Kur’an’dan da uzaklaşıyordu. Nihayet vuku bulan elim hadiselerin neticesinde Kur’an’da çizilen sırat-ı müstakim’den sapıp Kur’an’a taban tabana zıt eylemlerde bulunan nesiller türedi. Atalardan yadigar ezberden tekmil pek çok sözü tekerrürle beyan etmekten geri durmayan-hatta gurur duyan- bu zümrenin takipçileri -malesef-günümüzde de bulunmaktadır.  

Temennim odur ki ‘’Kur’an Araştırmaları’’ serimizde irdelenecek konu başlıkları ile Kur’an’da arzu edilen birey ve toplum manzarasının oluşmasına bir katkım olsun. Sünnilik, Şiilik; Hanefilik, Şafilik, Caferilik... adları ile ayrışmak yerine sadece ve sadece Müslümanlık çatısı altında birlik içinde olunsun. Evvela bu amacı nihayete erdirmek için birkaç konuyu irdeleme zaruretimiz bulunuyor: 

Altı başlık irdelendikten sonra şahit olunacaktır ki sadece ve sadece Kur’an’a tabi olunursa sorun gibi görülen hemen her konuya çözüm bulmak mümkün olacaktır. Tek çatı altında buluşup -helali haramı bir itikadı bir- yaşamak mümkün olacaktır.

‘’Allah’a davet eden, iyi iş(ler) yapan ve “Ben müslümanlardanım!” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki!’’ (Fussilet,33) 

‘’Kendisiyle uyarman için ve müminlere (gerçeği) hatırlatma olsun diye sana indirilen bu kitaptan dolayı kalbinde hiçbir sıkıntı olmasın! Rabbinizden size indirilene (Kur’an’a) uyun! O’nun peşi sıra (onu bırakıp da) başka dostlara uymayın! Ne kadar da azınız (gerçeği) hatırlıyor!’’ (Araf,2-3) 

-------------------------------------------

(1) el-Hatip, el-Bağdadi, el-Kifaye fi İlmi’r-Rivaye, Haydarabad, Hindistan, s.15. 

DİĞER MAKALELER