Kur'an Araştırmaları: Hadis I
Okuyucumun Dikkatine!
Hadisin dindeki bağlayıcılığı sorgulanırken lehte ve aleyhte pek çok görüş tetkik edilmiş ve ‘’Kur’an Araştırmaları’’ serisine referans kabul edilmişlerdir. Aday referans kaynaklar arasında bulunan ancak Kur'an Araştırmaları çalışmamıza kaynak kabul etmediğimiz Ebu Reyye'nin 'adva ala’s-Sunneti’l-Muhammediyye eseri ile ilgili açıklama yapma gereği duyulmuştur. Hadis konusunu irdeleyen pek çok kaynak Ebu Reyye’nin eserini kaynak olarak kullanmaktadır. Hadisi tenkid eden pek çok kitaba referans olan bu eseri Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde tetkik etme fırsatım oldu. Ebu Reyye eserinde pek çok haklı hadis eleştirisi yapmışsa da kullandığı dil tasvip edilecek gibi değildir. Eserinde tahrik edici bir dil kullanan Reyye yer yer bazı zatlara hakaret etmekten de geri durmamıştır. Eser hadislerin dindeki bağlayıcılığını sorgulamaktan ziyade hadislere tamamen sırt çevrilmesi gerektiğini telkin etmektedir. Halbuki hadisin dindeki bağlayıcılığını sorgulamak başka bu kaynaklardan tamamen yüz çevrilmesini istemek farklı şeylerdir. Hadisler elbette dinde bağlayıcı değillerdir ancak içerisinde güzel örnekliği barındıran pek çok rivayetin varlığına rağmen tamamen sırt çevrilmesi istenilecek kaynaklar da değildirler. İmam-ı Azam Ebu Hanife ile özdeşleşen Kur’an’a Arz metoduyla güzel örnekliklerin izinin sürülmesi mümkündür. (Elbette zorunlu değildir, Kur'an yeterlidir.) Ebu Reyye’nin kitabında kullandığı dil nedeniyle 'adva ala’s-Sunneti’l-Muhammediyye isimli eser Kur’an Araştırmaları çalışmamızda referans olarak kullanılmamıştır.
Dinin kaynağının ya da kaynaklarının ne olduğu üzerine zaman içerisinde muhtelif pek çok görüş ile sürülmüştür. Bu farklı görüşlerin neşredilmesinde ilahi mesaj üzerinde yeterince tefekkür edilmediği gerçeği kabul edilmesi gereken bir hakikattir. Dinin kaynağı nedir? Müslümanlar hangi kaynağı referans alarak dini yaşantılarını sürdürmelidirler? sorularını Kur’an'a arz ettiğimizde şu ayetler sorularımıza adeta cevap niteliğindedir:

‘’Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Elbette sen doğru yoldasın. Şüphesiz ki o (Kur’an), senin ve kavmin için (gerçeği) hatırlatan (öğüt)tür. İlerde ondan sorgulanacaksınız.’’ (Zuhruf,43-44)
Her iki ayette verilen mesaj son derece açıktır: İnananlar Kur’an’a sımsıkı sarılmalıdırlar. Zira ileride ondan hesaba çekileceklerdir. Gerek Zuhruf,44. ayette ve gerekse diğer ayetlerde inananların Kur’an dışında sorgulanacağı tek bir kaynağa doğrudan ve/veya dolaylı atıfta bulunulmamıştır. Şu halde Kur’an alem-i İslam’ın hesaba çekileceği tek kaynak konumundadır.

‘’Onlar (her) sözü dinler; en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın doğru yola ulaştırdığı kişilerdir. Öz akıl sahipleri de işte sadece onlardır.’’ (Zümer,18)
Yüce Allah, inananların bir özelliklerinin de sözlerin en güzeline uymaları olduğunu belirtmiştir. Dikkat edilirse müminlerin uyduğu kaynak müsned (tekil) form kullanılarak belirtilmiştir. Burada akıllara gelecek soru şudur: Uyulacak en güzel söz ile ne anlatılmak istenmiştir? Kendisinin en güzel tefsiri olan Kitapta bu sorunun cevabı aynı surenin 23. ayetinde Kur’an olarak açıklanmıştır:

‘’Allah sözün en güzelini, müteşâbih (benzeşen anlamlı) ve mesânî (hakikatleri tekrarlanan) bir kitap olarak indirdi. Bu (Kitab)ın etkisiyle Rablerine saygı duyanların tüyleri ürperir. Sonra hem derileri hem de kalpleri Allah’ın zikrine (Kur’an’a ısınıp) yumuşar. İşte bu (Kitap), Allah’ın, dileyeni (layık gördüğünü) kendisiyle doğru yola ulaştırdığı bir rehberdir. Allah kimi de saptırırsa (sapkınlığını onaylarsa) artık ona hiçbir yol gösteren olamaz.’’ (Zümer,23)

‘’Kendisiyle uyarman için ve müminlere (gerçeği) hatırlatma olsun diye sana indirilen bu kitaptan dolayı kalbinde hiçbir sıkıntı olmasın! Rabbinizden size indirilene (Kur’an’a) uyun! O’nun peşi sıra (onu bırakıp da) başka dostlara uymayın! Ne kadar da azınız (gerçeği) hatırlıyor!’’ (Araf,2-3)
Ayette açıkça tebliğ süresince resulümüz Hz. Muhammed’in Kur’an-ı Kerim ile insanları uyarması istenmiş gerek bu ayet ve gerekse Kur’an’da yer alan hiçbir ayette başka kaynağa atıfta bulunulmamıştır. Yine ayetin hemen devamında Kur’an’a uyulması istenmiş ve başka hiçbir veliye uyulmaması istenmemiştir. Böylece bu ve benzeri ayetler ile Kuran dışında kalan tüm otoritelerin dinde bağlayıcılıkları Allah tarafından hükümsüz kılınmıştır.
Şayet Kuran dışında başka kaynaklardan da sorumlu tutulacak olsaydık tafsilatlı bir şekilde açıklanmış, apaçık olan Kur’an ayetlerinde bu kaynakların açıkça belirtilmesi gerekmez miydi? Ne var ki Kur’an bütünlüğünde ayetleri müşahede ettiğimizde kaynağa sürekli müsned formla işaret edilmesi ve bu kaynağın Kur’an olarak belirtilmesi inananların sorumlu tutuldukları ve ileride hesaba çekilecekleri kaynağın Kur’an olduğunu göstermektedir.
Peki nasıl olurda Kur’an’ın dışında hadis dinin ikinci bağlayıcı kaynağı olarak ilan edilebilmiştir? Bu soruyu cevaplandırabilmek için hadis mevzunu yakından inceleyelim.
Günümüzde birçok hadis kitabı mevcuttur. Ancak bunlardan sadece ilk altısı (Kütüb-i Sitte) ön planda tutulmaktadır. Bu hadis kitapları:
-
Ebû Abdillâh Muhammed bin İsmâîl bin İbrâhîm el-Cu'fî el-Buhârî (d.810- ö.869): el-Camiu’s-Sahih
-
Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî (ö. 261/875): el-Camiu’s-Sahih
-
Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş‘as b. İshâk es-Sicistânî el-Ezdî (ö. 275/889): es-Sünen
-
Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ b. Sevre (Yezîd) et-Tirmizî (ö. 279/892): el-Camiu’s-Sahih
-
Ebû Abdirrahmân Ahmed b. Şuayb b. Alî en-Nesâî (ö. 303/915): es-Sünen
-
Ebû Abdillâh Muhammed b. Yezîd Mâce el-Kazvînî (ö. 273/887): es-Sünen
Kompoze edilmiş hadis kitaplarından Kütüb-i Sitte’nin (altı hadis kitaplarının) güvenilir hadis kaynakları oldukları tekerrürle pek çok kaynakta aktarılmıştır. Altı hadis kitabı dışında sayıyı dokuza çıkaranlar Kütüb-i Tis’anın da güvenilir olduğunu beyan etmişlerdir. Neyse ki ilerleyen süreçte Ehl-i Hadis mensubu pek çok kişi sahihayn dışındaki kaynaklarda uydurma hadis olduğunu söyleyebilmişlerdir. Taassubi zihniyet kendini genellikle sahihayn’a yöneltilen eleştirileri görmezden gelerek göstermiş, her iki kaynak ‘’Kur’an’dan sonra (!) en güvenilir hadis ihtiva eden iki kaynak konumuna taşınmıştır. (Günahtan ve hatadan salim olmayan beşerin ürünü olan her iki kitabı Kur’an ile aynı kategoride değerlendirme gafleti kabul edilebilir gibi değildir!) Hatta İbnu’s Salah gibi bir zat sahihayn olarak kabul edilen İmam Buhari’nin ve İmam Müslim’in el-Camiu’s-Sahih’lerinin tamamen sahih hadis barındırdıklarını iddia etmiştir.(1) Gerek sahihaynı gerekse Kütüb-i Sitte’yi büyük bir taassubla müdafa eden zihniyetin dillendirdiği iddiaların ne denli tutarlı olduğu hayli tartışmalıdır. İddiaları tartışmalı kılan ve cevaplanılması gereken pek çok soru bulunmaktadır:
1) En güvenilir hadis kitaplarının içerisinde sahih olmadığı hususunda görüş bildirilen yüzü aşkın hadis vardır. Gerçekliğin bu yönüne müteakiben hadisin dinin ikinci bağlayıcı kaynağı olabileceği nasıl iddia edilebilir?
2) Meşhur altı hadis kitabının içerisinde ayetlere ters düşen ve kendi aralarında çelişik görünüm arz eden çok sayıda hadis bulunmaktadır. Allah’ın ayetleriyle ve kendi içerisinde çelişkili görünüm arz eden bu kaynaklara nasıl güvenilebilir?
3) Kur’an’ın Allah tarafından korunacağı bildirilmiştir. (Hicr,9) Ancak hadislerin ilahi koruma altında olmadığı kesindir. Zira içinde çelişki olanın İlahi korumadan uzak olduğu bilinen bir hakikattir. İlahi koruma altında olmayan kitaplar nasıl olur da dinin ikinci bağlayıcı kaynağı olabilirler?
4) Hadis, ravinin mana ile aktardığı sözler olup bizzat Hz. Nebi'nin sözleri değildir. Şu halde hadislerin kesinlikle Muhammed Aleyhisselama ait olduğu söylenemez. Kesin olmayan bilgi zan ihtiva ettiği için hadislerin zanni bilgiye tabi olduğu sonucuna ulaşıyoruz. Ünlü kelamcı Fahreddin er-Razi de elimizde bulunan hadislerin zan ihtiva ettiğini ve bu sözlerin bizzat Muhammed Aleyhisselam’a ait olamayacağı mevzuunu kitabında(2) şu şekilde işlemiştir:
‘’Buhari ve Müslime gelince elbette onlar gaybı bilmiyorlardı. Bilakis onlar da içtihat ediyor ve güçleri nispetinde hadisleri korumaya çalışıyorlardı. Hz. Peygamberin zamanından bizim yaşadığımız zamana kadar olmuş olayları bildikleri inancına gelince; bunu akıllı hiçbir kimse söyleyemez. Sonuç olarak bizler onlar hakkında ve kendilerinden rivayette bulundukları kimseler hakkında hüsnüzanda bulunuyoruz. Bununla birlikte isnadının Hz. Peygambere dayandırılması mümkün olmayacak kadar hata ve yanlış içeren bir haberi gördüğümüz zaman bu haberin mülhitler tarafından muhaddisler arasında yayılan haberlerden olduğu hükmüne varırız.
Rasulullah (s.a.v)’dan bu haberi duyanlar, bunları Rasulullah’ın söylediği lafızlarla yazmamışlar, bilakis ilim meclislerinde bir şeyler işitmiş yirmi veya daha fazla yıl geçtikten sonra işittikleri şeyleri rivayet etmişlerdir. Her kim bir mecliste konuşulanları tek bir defa dinler de yirmi otuz yıl sonra onları rivayet ederse işittiği lafızların aynısıyla onları rivayet etmesi mümkün değildir. Bu zaruri olarak bilinen gerçeklerdendir. Durum böyle olunca bu lafızlardan herhangi birinde bile bunun Rasulullah’ın lafızlarından olmadığı, bilakis bunların ravilerin lafızlarıyla belirlendiği kesin olarak ortaya çıkar. Hal böyleyken nasıl olur da bir ravinin ilim meclisinde cereyan eden şeyleri yazdığı kesin kabul edilebilir? İlim meclisinde bir söz işiten biri yazmadığı veya her gün tekrar etmediği halde o sözü yirmi otuz yıl sonra hatırlamaya kalkışırsa o kişinin işittiği o kelamdan çok şey unutacağı ya da o sözün nazmını, tertibini ve terkibini karıştıracağı açıktır.’’
Yine kelam Profesörü Ahmet Akbulut hadislerin zan içerdiğine yönelik kitabında(3) şu tespite yer verir:
‘’Hadis ve sünneti savunmak, onlara uymak; peygamberi savunmak veya peygambere uymak değildir. Bu durum, olsa olsa peygamberin fiillerinden görenlerin algıları doğrultusundaki fiillere uymaktır. Peygamberin söylediği sözlerden dinleyenlerin anladıklarına ve beş nesil sonra kayıt altına alınanları okuyanların algılarına uymaktır. Kısaca devreye peygamber dışındaki insanlar girmektedir. Bu nedenle hadis ve sünnet, içerisinde mutlaka zan barındırmaktadır.’’
Ne var ki dinimize göre hakikat namına hiçbir şey ifade etmeyen zan ile amel edilmesi mümkün değildir:
‘’…Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.’’ (Necm,28)
5) Hadiste yer alan bilgiler iki yönden hiçbir zaman mütevatir bilgi derecesine çıkamamaktadır. Birincisi hadisler zan ihtiva etmektedir. İkincisi hadisi aktaran tüm raviler sika (güvenilir) kabul edilseler dahi hiçbir insanın hatadan ve günahtan salim kalabilmesi mümkün değildir. Velhasıl sika kabul edilen raviler hıfz yeteneklerini her daim muhafaza ederek hadisleri doğru aktaramayabilir, hata yapabilirler. Nitekim bu konuda pek çok görüş bildirilmiştir. Bunları nakledecek olursak:
‘’Mertebe ve derece bakımından ravi nesillerinin en yüceleri, makam bakımından en yüksekleri Sahabedir. Böyle olmakla birlikte onların rivayetlerinin de kesinlik ifade etmediğini biliyoruz. Delili ise aynı zamanda Muhaddis olan bazı Sahabelerin birbirlerini eleştirmeleri, birbirlerine karşı çıkmaları, kötü söz söylemeleri ve kendilerine nispet edilmesi uygun olmayan şeyleri rivayet etmiş olmalarıdır. Nitekim Hz. Ömer’in Hz. Halid b. Velid’i eleştirdiği, İbn Mes’ud ve Ebu Zer’ın Hz. Osman’ı aşırı bir şekilde eleştirdikleri, yine Hz. Ayşe’nin Hz. Osman’ı aşırı bir şekilde eleştirdiği meşhur değil midir? Hz. Ömer, Hz. Osman’ın çıkar amacıyla akrabalarıyla ittifak ettiğini Hz. Talha ve Hz. Zubeyr hakkında da buna beyanda benzer şeyler söylememiş midir? Hz. Ali kerremallahu vecheh, bir gün Ebu Hureyre: ‘Dostum Ebu’l Kasım bana haber verdi’ sözünü işittiğinde, Hz. Ali’nin ona: Ne zaman halilin (dostun) oldu? dememiş midir? Hz. Ömer, Ebu Hureyre’yi çok hadis rivayet etmekten men etmemiş midir? İbn Abbas Ebu Said’in kan dökme hadisini ve Ebu Hureyre’nin ellerin yıkanması konusundaki hadisini eleştirmemiş midir? Ebu Hureyre ‘Kim cünüp olarak sabahlarsa ona oruç yoktur’ haberini rivayet ettiğinde eleştirilmemiş midir? İbn Ömer, ‘Ölü, ev halkının ona ağlamasından dolayı azab görür’ haberini rivayet ettiğinde Hz. Aişe (ra) Allah Teala’nın ‘Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez’ ayetiyle karşı çıkmamış mıdır?... Hadis kitaplarını mütala ettiğiniz zaman, bu türden sayılmayacak kadar çok şey bulursunuz.’’(4)
‘’Hıfz, itkan... imamlardan hiçbiri hafızalarının kuvvetine rağmen hata ve yanlıştan kurtulabilmiş değildir.’’ (5)
‘’Bizler, Hz. Peygamber’den sonra kimsenin masum olduğuna inanmayız. İster halifeler olsun, ister başkaları, bunlar hata yapabilir ve günah işleyebilirler.’’ (6)
''Hadisçiler, 'Bu hadis sahihtir.'' dedikleri zaman kasdettikleri şey, isnadın zahiri görüntüsünden çıkarılan neticedir. Sika (güvenilir) sayılan ravinin de hata etmesi ve unutması mümkün olduğu için, onun rivayet ettiği hadise mutlak olarak sahih denemez.'' (7)
‘’Çünkü bizler Ravilerin hatadan korunmuş olduklarına inanmıyoruz. Öyleki Rafiziler sadece Hz. Ali’nin masumiyeti konusunda ittifak ettikleri zaman, bu raviler onları tekfir ettiler. Söz Hz. Ali’nin ismeti konusunda olunca, onlar, Hz. Ali’nin masum olduğunu söyleyenlerin tekfir edilmesi gerektiğini savundular. Bu durumda Rafiziler tekfir edilirken diğer Ravilerin ismeti nasıl mümkün olur? Raviler masum olmayınca hata yapmış ve yalan söylemiş olmaları mümkündür. O halde onların doğruluğu, bilinen bir durum olmayıp zan ifade eder.’’ (8)
Hadisi aktaran ravilerin insan olmalarının tabi bir sonucu olarak her şartta hadisi doğru hatırlamaları ve aktarmaları mümkün değilken nasıl olurda hadis dinin ikinci bağlayıcı kaynağı olabilir?
Tüm bu gerçeklikler ışığında hadisin dinin ikinci bağlayıcı kaynağı olma vasfının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
(bkz. Kur'an Araştırmaları: Hadis II)
--------------------------------------
(1) İbnu’s-Salah, Siyanetu Sahih-i Muslim, Mısır 1984, s.85.
(2) Razi, Fahreddin, Allah'ın Aşkınlığı (Esasu't takdis fi ilmi kelam), çev. İbrahim Coşkun, İstanbul 2017, s.196-197.
(3) Akbulut, Prof. Dr. Ahmet, Müslüman Kültürde Kur’an’a Yabancılaşma Süreci, Ankara 2020, s.175.
(4) Razi, Fahreddin, Allah'ın Aşkınlığı (Esasu't takdis fi ilmi kelam), çev. İbrahim Coşkun, İstanbul 2017, s.195-196.
(5) Cezairi, Tevcihu’n-Nazar, Cilt I, Mısır 1910, s.262.
(6) İbn Teymiyye, Minhaci’s-Sunne thk. Reşad Salim, Cilt III, Mısır 1989, s.176.
(7) Tayyibi, Hulasa, Beyrut 1985, s.34.
(8) İbn Teymiyye, Minhaci’s-Sunne thk. Reşad Salim, Cilt III, Mısır 1989, s.176.
