23 Şubat 2026, 00:54 tarihinde eklendi

Savaşçı Adayı Uyanıyor

Savaşçı Adayı Uyanıyor

Savaşçı'nın karakterini anlamada yaşantıların tahlili önemli yer tutar. Kişinin hayatı boyunca verdiği kararlar, kararların arkasındaki farkındalık düzeyi ve çevresel etkiler, onun ruhsal gelişimini doğrudan etkiler. Bu nedenle, gerçek hayatta karşılığı bulunan ve üzerinde düşünmeye değer iki yaşantıyı ilgilerinize arz ediyorum: Mithat ve Esen’in hikâyeleri.

[Mithat’ın Hikâyesi] Lise yıllarında derslerinde oldukça başarılı olan Mithat, ailesi ve çevresi tarafından tıp, diş hekimliği, mühendislik gibi saygın ve maddi getirisi yüksek mesleklere yönlendirilmiştir. Mithat ise süreçte öğretmen olmayı, çocukların gelişimine katkı sağlamayı ve bu vesileyle ailelere ulaşmayı hedeflediğini dile getirmiştir. Ne var ki bu isteği ailesi tarafından “gerçekçi olmayan” ve “zor” bir hayal olarak değerlendirilmiş, maddi ve manevi açıdan zorluk yaşayacağı sıkça vurgulanmıştır. Zamanla bu baskılara boyun eğen Mithat, öğretmenlik hayalinden vazgeçerek diş hekimi olmuştur. Aradan yıllar geçmesine rağmen maddi açıdan iyi bir yaşam süren Mithat'ın içsel huzursuzluğu bir türlü geçmemiş; şu an ne yapacağını bilemez hâlde derin bir mutsuzlukla yaşamına devam etmektedir.

[Esen’in Hikâyesi] Otuz yaşındaki Esen, ünlü tekstil firmasında yönetici olarak çalışmaktadır. Bir dönem ailesi, akrabaları ve bazı arkadaşları tarafından evlenmesi gerektiği yönünde yoğun baskıya maruz kalmıştır. Esen, evliliğin zorla olmayacağını dile getirse de zamanla bu ısrarlar sorunun kendisinde olduğu düşüncesini geliştirmesine yol açmıştır. Nihayet hayatında bir dönüm noktası yaşayacağı an'a gelmiş ailesinin tanıştırdığı kişiyle evlenmiştir. Evlilik süreci ilerledikçe eşinden ve evlilikten soğuyan Esen, her ne kadar boşanmak istese de mensubu olduğu toplumun dul kadınlara yönelik bakış açısı nedeniyle bu kararı uygulayamamıştır. Kendini, kapısı açılsa bile uçamayacağını düşünen  kafes kuşuna benzetmektedir.

Her iki hikâye birlikte değerlendirildiğinde, Mithat ve Esen’in mevcut yaşamlarından memnun olmadıkları ve derin içsel çatışma yaşadıkları görülmektedir. Peki, bunun temel nedeni nedir?

Sorumuza yanıt ararken Gestalt terapinin kurucularından Fritz (S.) Perls’ün ortaya koyduğu üç farkındalık alanı (three zones of awareness)1 kavramı bizlere yol gösterecektir:

1. Alan/Katman (Inner Zone/Self-Awareness): Kendine Yönelik Farkındalık
Bireyin kendi duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını fark etmesiyle ilgilidir. Bu farkındalık geliştikçe birey içgörü kazanır. Özellikle çocukluk döneminden itibaren desteklenen farkındalık, bireyin gözlemleyen bilincini canlı tutar. Gözlemleyen bilinç sayesinde kişi, düşünce ve eylemlerini kendi iradesiyle şekillendirir aynı zamanda bunların sorumluluğunu alır.

 

3. Alan/Katman (Outer Zone/External Awareness): Dış Dünyaya Yönelik Farkındalık
Bireyin dış dünyayı olduğu haliyle algılaması, bu dünyayla gerçekçi bir şekilde temas kurabilmesidir. Sağlıklı ve kaliteli iletişim ancak bu alanın açık olmasıyla mümkündür.

 

2. Alan/Katman (Middle Zone/Cultural Zone): Kültürel Katman
Ailenin, arkadaşların ve toplumun oluşturduğu inanç ve değerlerden oluşur. Katman, çoğu zaman bireyin dış dünyayı bu değerler üzerinden algılaması için yoğun baskı uygular. Birey bu katmanı kendi gerçeği olarak benimsediğinde, öz benliğiyle ilişkisini kaybeder, içgörü yeteneğini köreltir ve içsel huzursuzluklar başlar. Kişi için en problemli katmandır. Çevre tarafından oluşturulmuş inanç ve değerler aracılığıyla bireyin belli kalıplar içinde düşünmesi ve hareket etmesi beklenir. Bu etki kişiye tesir etmişse zihinde adeta bir hapishane oluşmuş demektir. Birey ikinci katmanın tesiri altında kaldıkça hapishanededir. Hapishanenin farkına vardığı an uyanmış ve savaşçı olma yolunda ilk adımı atmış demektir.

Mithat ve Esen, kendi benliklerine yönelik farkındalık geliştiremedikleri için ikinci katmanın etkisi altında kalarak zamanla çevrelerinin beklentilerini kendi gerçekleri gibi kabul etmiş, insanlar ile aralarına sağlıklı sınırlar koyamamışlardır.

Bu noktada sınır kavramı kritik bir önem taşımaktadır. Her ne kadar ortada olumsuz bir çağrışım varmış gibi görünse de sınır kavramı, bireyin kendini en güçlü şekilde ifade etmesini sağlayan kavramlardan biridir. Sınırlar, “ben”in nerede başlayıp nerede bittiğini ve başkalarının alanının nerede olduğunu belirler.2 Bu yolla bireyler, kimlerle yakın temas kuracaklarını ve kimleri yaşam alanının dışında tutacaklarını bilinçli olarak seçebilirler. Sınırların dışında tuttukları bireyleri ötekileştirmez; bu bireylere karşı kin, nefret, öfke gibi olumsuz duygular beslemezler. Zira düşünce ve eylem düzeyinde her tepki bir bağ kurulmasına sebebiyet verir. Halbuki sınırlar dışında kalan kişilerle bağ kurulması hedeflenmez.

Sağlıklı sınırlar, bireyin öfke, nefret, kin gibi yıpratıcı duygulardan uzak durmasına yardımcı olur. Sınırları belirsiz olan kişiler sık sık öfke patlamaları yaşarken, sınırlarını net çizen bireyler başkalarının söz ve davranışlarından kolayca etkilenmezler çünkü bu kişiler, sınırlarının dışında tuttukları insanların kendi iç dünyalarını belirlemesine izin vermezler.

Süreçte önemli rol oynayan diğer bir kavram ise affetmektir. Affetmek, kişiyi inciten olaylara dair içinde biriktirdiği öfke, kin ve nefreti bırakması anlamına gelir. Affedilen, yapılan davranış değildir bilakis bireyin içinde taşıdığı duygusal yüktür. Bu bırakış, bireyin ruhsal özgürlüğünü artırır ve farkındalığını derinleştirir.5

Savaşçı olma yolculuğu, bireyin kendi özüne doğru attığı cesur bir adımdır. Bu yolda kişi değiştikçe, sınır bilinci olmayan çevrenin direnciyle karşılaşması kaçınılmazdır ancak bu direnç, aynı zamanda bireyin doğru yolda olduğunun da nişanesidir. Değerli Doğan Cüceloğlu hocamızın Savaşçı kitabında6 paylaştığı şu söz bu gerçeğin veciz bir ifadesidir:

''Seni diğerlerinden farksız yapmaya
Bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada,
Kendin olarak kalabilmek, 
Dünyanın en zor savaşını vermek demektir.
Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!...”

Gerçek savaş, kişinin kendi farkındalığını görmesiyle başlar. Farkındalığını canlı tutan, sınırlarını net olarak çizebilen kişi zihnindeki hapishaneyi fark ederek uyanmış ''savaşçı'' olma yolunda ilk adımı atmış demektir.

Perls, F. Salomon (1969). Gestalt Theraphy Verbatim. New York, NY: Bantam Books Inc.

2 Townsend, J. ve Cloud, H. (2021). Sınırlar, çev. İpek İbik, s.32, İstanbul:Diyojen Yayıncılık.

3 a.g.e. s. 35

4 a.g.e. s.254

Güneş, Adem (2021). Kendini Affet, s.43-46, İstanbul:Timaş Yayınları.

6 Cüceloğlu, Doğan (2025). Savaşçı, s.36, İstanbul:Remzi Kitabevi.

DİĞER MAKALELER