Kök Hisler ve Çocukluk
Kıpır kıpır olmak, yerinde duramamak, enerjisi bitene kadar koşmak, en içten gülmek, hayatı anlamak için bıkmadan usanmadan sormak, neşeyle oynamak, sesini duyurmak için çığlık atmak ve daha neler neler…
Tüm saydığım özellikler çocukluğunu yaşama fırsatı verilmiş çocuklara ait.
Ya içine kapanık olanlar? Sözüm ona uslu uslu oturanlar? Gözlerinin içiyle değil de dudaklarıyla gülenler? Vuranlar, kıranlar, yılışanlar? Argo konuşanlar, hakaret edenler? İçine ağlayanlar? Hakkını savunamayanlar? Direnemeyenler?
Kim bu çocuklar?
Yukarıda, okurken dahi insanı rahatsız eden özellikler, davranışlar bir çocuğa ait olamaz. Öyleyse bu özelliklere ve davranışlara sahip çocuklar neden var?
Davranışların kökeni kök hislere dayanır. Nasıl ki dişlerin kökü varsa hislerin de kökü vardır. Yaş ilerledikçe edinilen hisler bedene kök salar. Artık benliğin bir parçası haline gelir.
Çocuk içine kapanık olmaz. Dışa dönük olur. İçe yönelimde susturulmuşluğun izleri vardır. Hani küçükken açıklama yapmak ister de ‘’Sus, kes sesini, seni dinlemek istemiyorum, çok konuşuyorsun!’’ diye susturulur ya çocuklar. Belirli periyotlarla bu telkinlerin etkisinde kalan çocuklar zamanla susarlar. İçine kapanırlar. Özgüveni alt üst eden bu sözler zamanla değersizlik hissinin edinimine yol açar. Karşısındaki çoğu kişi onu anlayamayacak kadar yabancılaşır çocuğa.
Uslu uslu oturan çocuklar(!) İnsan olan acı acı gülümser bu söze. Çocuk zıplar, koşar, kahkaha atar. Bu yolla sınırlarını keşfeder. Duracağı yeri, sınırı deneyerek öğrenir. ‘’Koşma, başım ağrıyor. Kahkaha atma edepsizlik yapmış oluyorsun. Ses çıkarma yorgunum yeter artık.’’ denilen bir çocuk kendini sıka sıka oturmasın da kim otursun başka?
Vuranlar, kıranlar? Bunlar kim mi? ‘’Ağlama! Bağırma! Sesini kes! Güçlü olmak zorundasın!’’ gibi atadan yadigar ezberden tekmil cümlelerle güçlü kişilik edindireceğini zannedenlerin yetiştirdiği çocuklardır bunlar. Halbuki Allah her insana bu hisleri verdi. Üzüldüğünde ağlayabilme hissini, sevindiğinde mutlu olma hissini... Hayat bu... İnişleri çıkışları olan bir serüven. Bu inişli çıkışlı yolda hisler nasıl aynı kalabilir? Bu insafsızlık değil midir? İşte bu yolla çocuklar psikolojik evrim geçiriyorlar. Yetişkinlikte çehrelerinde kaskatı bir duvar izlenimi oluşuyor. İçten gülmeyi beceremiyor, ağlamak istediklerinde ağlamamak için kendilerini kaskatı kesiyorlar... Hislerin bastırılması sonrasında ortaya çıkıyor tüm bu acı tablolar.
Argo konuşmayı maharet sananlar… Peki bunlar kim? Sürekli eleştirilenler, hakaret edilenlerdir bunlar. İçlerinde yaşadıkları derin özgüvensizliğin dışa yansımalarıdır bu davranışlar. Soyut düşünce yapısı gelişene kadar hakaretlerle, eleştirilerle büyümüş çocuğun ‘’Bende değil karşımdakinde sıkıntı var.’’ demesini mi bekleyeceğiz? Yoksa derinden derine özgüvensizlik hissini edinmiş çocuğun kendinden soğuduğunu mu göreceğiz?
Söylenen her söz, gerçekleştirilen her davranış gelişim sürecinde pekiştirildikçe bireyde his oluşumu başlar. Hisleri olumlu sözlerle, davranışlarla beslenmiş çocukluğunu yaşamış bireylerin sağlıklı kişilik yapısı gerçekleştirmeleri pek tabii mümkündür çünkü kök hisler bireydeki benlik yapısını güçlendirici şekilde beslenmiş ve büyütülmüştür.
Peki çocukluğu yoğun olumsuz eleştirilerle, sözlerle ve davranışlarla yetişen çocuk nasıl kişilik yapısı sergiler? Sürekli yıkıcı eleştiri yapar, kusur bulmaya çalışır, vurma, kırma, argo konuşma gibi davranış bozuklukları sergilemeye başlar. Bunu yapar çünkü kendi özgüvensiz benliğiyle karşı karşıya gelmekten korkar. Yaşamdan tat alamaz. –mış gibi bir yaşamın tohumlarıdır bu insanlar.
Kökü doğru beslenmeyen bir çiçek yeşermez öyle değil mi?
O halde kök hisleri olumsuz eleştirilerin yaylım ateşine tutulmuş bireylerde mevsimin hep sonbaharı göstermesine şaşırmalı mıyız?
Psikoloji ilminden elde edilen veriler göstermektedir ki yaşanan davranış bozukluklarının ortadan kaldırılması için bireylerle yapılan görüşmelerde hislerin köküne ulaşılmaya ve anlamlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu durum, davranış bozukluklarının oluşumunda köken hissin ne denli büyük bir rol oynadığını göstermektedir.
Bunun için tavsiye ediyorum: Fırsat verin çocuklara. Hatalarından ders alabilecek fırsatlar. Kendini, yaşadıklarını anlatabilecek fırsatlar verin. Sevin. Koşulsuzca. Çimlerde, toprakta yalın ayak gezsin. Bırakın üstü kirlensin. Sarılırın. Öpün. (Elbette izin alarak) Şefkat kanatlarınızı açın alabildiğine. Zamanı birlikte geçirerek paylaşın. Dört nala koşacak at değil, çocuk yetiştiriyorsunuz. Başarısız olduğunda önemli olanın çabalamak olduğunu hatırlatın ona. Çabanın, emeğin ne olduğunu kendi yaşantınızla gösterin. Oynayın... Gülerek, kahkaha atarak oynayın. Ağlamasına izin verin. Hisler içeride birikmesin taşsın çünkü hisler bırakıldıkça beden rahatlar. Bu yollarla besleyin çocuğunuzun his dünyasını.
Sonunda ne mi olacak?
Tüm benliğiyle yaşayan bireyler bu toplumun yeni yaşam kaynakları olacaklar.
